User Tag List


NOTICE Bilgilendirme: Bu Konu 329 gün önce açıldı. Eğer durumunuz doğrudan konu sahibini ilgilendiriyor ise konu sahibini etiketleyin ( @kullanıcı_adı ) şeklinde yada daha güncel konulara bakın.
Teşekkür Teşekkür:  6
Beğenen Beğenen:  2
Beğenmeyen Beğenmeyen:  0
Toplam 6 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 6 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Babayiğit İle Ay Parçası - Aşk Hikayesi

  1. #1
    Standart Üye
    Üyelik tarihi
    26-10-2021
    Nereden
    Bursa
    Yaş
    63
    Mesajlar
    28
    Tecrübe Puanı
    3
    Uye'yi Etiketle

    Post Babayiğit İle Ay Parçası - Aşk Hikayesi

    BABAYİĞİT İLE AY PARÇASI
    Bir babayiğit ki, ama ne babayiğit: Bir sekseni geçen boyu, oldukça kaslı vücudu, güçlü kolları, anadan sürmeli gözleri. Tam bir Anadolu delikanlısı.
    Köylü çocuğuydu ama kendi köyünde pek eğlenmez, gezerdi. Bazen yürüyerek giderdi, bazen atla giderdi. Başka köylere giderdi, kasabalara giderdi, şehirlere giderdi. Gittiği yerlerde, yolun orta yerinden, sol eli cebinde, biçimlice yürürdü: Başı dik, alnı açık, göğüs ileride.
    Okuma-yazma bilirdi. Köyünde okul yoktu ama gittiği kasaba ve şehirlerde orada bir harf, burada iki harf derken, epey bir ilerleme sağlamış, önce yazmayı, sonra okumayı öğrenmişti. Yazma öğrenmeden okuma öğrenilemezdi. Yazısı pek güzeldi. Harfleri birbiri peşi sıra inci gibi dizer, sanki sanırsın yürüyüşe çıkmış asker bunlar.
    Savaşı sevmezdi. Tam bir barış taraftarıydı. Ne zaman elinde davul bir tellal görse ( Padişahın fermanıdır. Urumeliye sefere çıkılacak, asker toplansın. ) dendiğini duysa, ortadan kaybolurdu. Dağ-taş gezerdi. Her ne için olursa olsun, insanların birbirine düşman edilip, savaştırılmalarına karşıydı. Dili, milliyeti ayrı diye neden insanlar birbirini öldürürdü, aklı almazdı.
    İnsanlara yardım ederdi. Bilmem ne köyünün, bilmem ne adındaki ağası, köylüyü mü eziyordu, haksızlık mı yapıyordu. O köylü güvercinin kanadıyla bir haber uçursa, ertesi gün, ağanın konağındaydı. Tatlı diliyle, güler yüzüyle ağayı ikna eder, söz alırdı. Artık o ağa, Babayiğit'in, dünya-ahiret kardeşiydi. Onuruna konakta eğlenceler tertiplenir, ziyafetler verilirdi. Sonraki zamanlarda da Babayiğit arada bir ağanın konağına uğrar, sohbet ederdi.

    Ay Parçası. Ayın ondördü gibi güzel. O kız ki, güzel doğmuş, büyüdükçe daha da güzelleşmiş. Kendinden emin konuşması, kaçamak bakışlarıyla dünya güzeli.
    Babayiğit'in yolu Ay Parçası'nın köyüne düşmüştü. İkisi, köy meydanında karşılaşınca olan oldu: Babayiğit'in göğsünün sol tarafında bir volkan patlamıştı. Alevli lavlar damarlarından vücuduna yayıldıkça, Babayiğit'e ani bir titreme gelmişti. Ay Parçası da Babayiğit'ten farklı bir durumda değildi. İlk görüşte aşk buydu işte. Birbirlerine sevdalanmışlardı.
    Günler günleri kovaladı. Babayiğit ile Ay Parçası, dağda, bayırda sık sık buluşuyor, konuşup, koklaşıyorlardı. Birbirlerinden ayrılmayacaklarını söyleyip, evlenmek istiyorlardı. Ailelerine durumu açtıklarında, Ay Parçası'nın babası, zengindi ama iyi niyetliydi. Olur, demişti. Babayiğit'in babası ise, fakirdi ama kötü niyetliydi. Olmaz, demişti. Ben zengin kızını gelin istemem. Biz fakiriz, fakir oğlana, fakir kız yakışır. Davul dengi dengine, oğlumu vermem zengine. Zenginin parası çoktur, sevdası yoktur.
    Babayiğit yalvardı, ağladı ama babasını sözünden döndürmesi ne mümkün. Bu duruma sinirlenen zalim baba, evin samanlığına oğlunu zincirle bağladı. Oracıkta oğlunun göğsünü kızgın demirle dağladı. Babayiğit'in feryatlarına yer-gök ağladı.

    Duyanlar, duymayanlara söyledi.
    Ay Parçası o anda köydeydi.
    Gece yarısı atına atladı.
    Gidip Babayiğit'i kurtardı.
    Köyüne geri dönmedi.
    Atını dağlara vurdu.

    Zalim baba tek başına.
    Takmış dört serseri peşine.
    Gidip Ay Parçası'nın köyüne.
    Kurşun sıkmış onun soyuna.

    Ay Parçası öksüz kaldı.
    Babayiğit'le uzaklara kaçtı.
    Evlendi başına taç taktı.
    On çocukla neşe saçtı.

    SON

    Yazan: Serdar Yıldırım

  2. Teşekkür Erdal Celebi Muhteşem
    Beğenen Serkan Atay Beğendim
  3. #2
    Serkan Atay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19-11-2014
    Nereden
    ADANA
    Yaş
    42
    Mesajlar
    7,892
    Tecrübe Puanı
    30235
    Uye'yi Etiketle

    Standart

    gayet güzel emeğine sağlık kısaca bir destan anlattın sanki
    " Atatürk'ü Sevmek Maya Gibidir.Sütü Bozuk Olanda Tutmaz "

    " Delikanlılık ne racon kesmek ne adam öldürmek
    nede haraç kesmektir. delikanlılık akşam olunca evine ekmek götürmektir... "

    KANALIMA GİTMEK İÇİN
    Skyp :PC AKADEMİ OFFİCİAL

    " Atatürk'ü Sevmek Maya Gibidir! Sütü Bozuk Olanda Tutmaz "
    Ne Mutlu Türk'üm Diyene !
    ADAM GİBİ YORUM Organik Yorum Hizmeti 1TL
    PC AKADEMİ OFFİCİAL

  4. Teşekkür Serdar Yıldırım Muhteşem
    Beğenen Erdal Celebi Beğendim
  5. #3
    Erdal Celebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    14-07-2014
    Nereden
    Hollanda
    Yaş
    36
    Mesajlar
    14,492
    Tecrübe Puanı
    10
    Uye'yi Etiketle

    Standart

    Alıntı Serdar Yıldırım Nickli Üyeden Alıntı Sevgili Misafir. Üye olmadan linkleri göremezsin Üye olmak için tıklayınız
    BABAYİĞİT İLE AY PARÇASI
    Bir babayiğit ki, ama ne babayiğit: Bir sekseni geçen boyu, oldukça kaslı vücudu, güçlü kolları, anadan sürmeli gözleri. Tam bir Anadolu delikanlısı.
    Köylü çocuğuydu ama kendi köyünde pek eğlenmez, gezerdi. Bazen yürüyerek giderdi, bazen atla giderdi. Başka köylere giderdi, kasabalara giderdi, şehirlere giderdi. Gittiği yerlerde, yolun orta yerinden, sol eli cebinde, biçimlice yürürdü: Başı dik, alnı açık, göğüs ileride.
    Okuma-yazma bilirdi. Köyünde okul yoktu ama gittiği kasaba ve şehirlerde orada bir harf, burada iki harf derken, epey bir ilerleme sağlamış, önce yazmayı, sonra okumayı öğrenmişti. Yazma öğrenmeden okuma öğrenilemezdi. Yazısı pek güzeldi. Harfleri birbiri peşi sıra inci gibi dizer, sanki sanırsın yürüyüşe çıkmış asker bunlar.
    Savaşı sevmezdi. Tam bir barış taraftarıydı. Ne zaman elinde davul bir tellal görse ( Padişahın fermanıdır. Urumeliye sefere çıkılacak, asker toplansın. ) dendiğini duysa, ortadan kaybolurdu. Dağ-taş gezerdi. Her ne için olursa olsun, insanların birbirine düşman edilip, savaştırılmalarına karşıydı. Dili, milliyeti ayrı diye neden insanlar birbirini öldürürdü, aklı almazdı.
    İnsanlara yardım ederdi. Bilmem ne köyünün, bilmem ne adındaki ağası, köylüyü mü eziyordu, haksızlık mı yapıyordu. O köylü güvercinin kanadıyla bir haber uçursa, ertesi gün, ağanın konağındaydı. Tatlı diliyle, güler yüzüyle ağayı ikna eder, söz alırdı. Artık o ağa, Babayiğit'in, dünya-ahiret kardeşiydi. Onuruna konakta eğlenceler tertiplenir, ziyafetler verilirdi. Sonraki zamanlarda da Babayiğit arada bir ağanın konağına uğrar, sohbet ederdi.

    Ay Parçası. Ayın ondördü gibi güzel. O kız ki, güzel doğmuş, büyüdükçe daha da güzelleşmiş. Kendinden emin konuşması, kaçamak bakışlarıyla dünya güzeli.
    Babayiğit'in yolu Ay Parçası'nın köyüne düşmüştü. İkisi, köy meydanında karşılaşınca olan oldu: Babayiğit'in göğsünün sol tarafında bir volkan patlamıştı. Alevli lavlar damarlarından vücuduna yayıldıkça, Babayiğit'e ani bir titreme gelmişti. Ay Parçası da Babayiğit'ten farklı bir durumda değildi. İlk görüşte aşk buydu işte. Birbirlerine sevdalanmışlardı.
    Günler günleri kovaladı. Babayiğit ile Ay Parçası, dağda, bayırda sık sık buluşuyor, konuşup, koklaşıyorlardı. Birbirlerinden ayrılmayacaklarını söyleyip, evlenmek istiyorlardı. Ailelerine durumu açtıklarında, Ay Parçası'nın babası, zengindi ama iyi niyetliydi. Olur, demişti. Babayiğit'in babası ise, fakirdi ama kötü niyetliydi. Olmaz, demişti. Ben zengin kızını gelin istemem. Biz fakiriz, fakir oğlana, fakir kız yakışır. Davul dengi dengine, oğlumu vermem zengine. Zenginin parası çoktur, sevdası yoktur.
    Babayiğit yalvardı, ağladı ama babasını sözünden döndürmesi ne mümkün. Bu duruma sinirlenen zalim baba, evin samanlığına oğlunu zincirle bağladı. Oracıkta oğlunun göğsünü kızgın demirle dağladı. Babayiğit'in feryatlarına yer-gök ağladı.

    Duyanlar, duymayanlara söyledi.
    Ay Parçası o anda köydeydi.
    Gece yarısı atına atladı.
    Gidip Babayiğit'i kurtardı.
    Köyüne geri dönmedi.
    Atını dağlara vurdu.

    Zalim baba tek başına.
    Takmış dört serseri peşine.
    Gidip Ay Parçası'nın köyüne.
    Kurşun sıkmış onun soyuna.

    Ay Parçası öksüz kaldı.
    Babayiğit'le uzaklara kaçtı.
    Evlendi başına taç taktı.
    On çocukla neşe saçtı.

    SON

    Yazan: Serdar Yıldırım
    Usta senaristlik var mi sende ?


    ERDAL CELEBI KIMDIR ? SENDE BENI TANIMAYA BASLA
    Cahille girme munakasaya..Ya sinirini ziplatir tavana..! Ya da yazık olur Adabina...
    Danışmanlık Hizmeti ve Diğer YouTube Konuları İçin BURADAN İletişim Sağlayın

  6. Teşekkür Serdar Yıldırım Muhteşem
  7. #4
    Standart Üye
    Üyelik tarihi
    26-10-2021
    Nereden
    Bursa
    Yaş
    63
    Mesajlar
    28
    Tecrübe Puanı
    3
    Uye'yi Etiketle

    Standart

    Selamlar. Mesaj yazan arkadaşlara teşekkür ederim. Hikayemi beğenmeniz beni çok sevindirdi. Senaristlik biraz vardır belki.

    SERDAR YILDIRIM'IN HAYAT HİKAYESİ
    1959 yılında İnegöl' de doğdum. İlk, orta ve lise 2’yi İnegöl' de okudum. Lise 1 e giderken okulda düzenlenen şiir yarışmasında ilk 10 a giremedim, ama edebiyat dünyasına giriş yapmış oldum. Şiir yazmaya devam ettim. Yazarların şiirlerini inceledim. Kelime dağarcığım gelişsin diye sözlük ve imla kılavuzu kitaplarını okudum. 1975 yılında Bursa’ya taşındık. Lise 3 ü Bursa Atatürk Lisesi’nde okudum.
    Liseden sonra, İstanbul Mühendislik Mimarlık Fakültesi’ni kazandım. 1978 yılı çok olaylar oluyordu. Evden gidersen, para göndermeyiz, dediler. 1980 yılı eylül ayında ben askerdeydim.
    Askerden geldikten sonra Bursa'ya bağlı Demirtaş Kasabası yolunda Yeyma Çiftliği vardı. Ben orada tek tekerlekli el arabasıyla kütük taşırdım. Daha sonra bir yılı aşkın bir süre iş aradım ve 1982 yılı mart ayında kırtasiye dükkanı açtım.

    Aradan bir yıl geçmişti. Bir gün dükkanıma mal almak için, Dünya Dağıtım'a gitmiştim. Dünya Dağıtım'ın üst katı çeşitli kırtasiye malzemeleriyle doluydu. Buradan kutuyla silgiler, kalemler, boyalar aldım. Daha sonra alt kattaki kitap bölümüne indim. Sağa bakındım, sola bakındım, her yer kitap doluydu. Yeni taşındığım dükkanda hangi kitapların satışı daha uygun olur diye düşünüyor ve bir türlü karar veremiyordum. Dünya Dağıtım'ın dört ortağı vardı. Bu ortaklardan birisi, üstü kitaplarla dolu bir masanın yanındaki sandalyede oturuyordu. Ben yanından geçerken: Serdar, biraz gelir misin? dedi. Ben yanına gidince ayağa kalktı ve masanın üstünden bir takım kitaplar seçmeye başladı. Daha sonra bana verdiği dört kitap şunlardı:

    Linç ( Roman ) Kerim Korcan
    Başlayan Kavga ( Roman ) Hasan Kıyafet
    Radar ( Hikaye ) Hasan Kıyafet
    Köydeki Keklikler ( Hikaye ) Nusret Ertürk
    O adam, şu unutulmaz sözleri de söyledi:
    " Bak Serdar, bu kitapları sana parasız veriyorum. Bunlarda yazılanları iyice oku, öğren. Hem sana hem de başkalarına çok faydası olacaktır. "
    Ben Linç romanını yıllar içinde dokuz kere okudum. Diğerlerini dörder kere okudum.
    Çocukluğumda bizim evin oldukça büyük bahçesinde tek katlı bir evimiz daha vardı. Bu evin bir odası ve yanında odunluk vardı. O odadaki dolabın içinde tahtadan bir sandık vardı. Bu sandıkta çocuklar için, eskiden kalmış hikaye ve masal kitapları bulunuyordu. Bazılarının isimlerini hatırlıyorum. Para Buldum Yaşasın, Sinema Dağıldı, Akkavak Kızı. Ayrıca Pedagoji kitabı vardı. Ben o pedagoji kitabını sekiz yaşımdan on altı yaşıma, biz Bursa'ya taşınana kadar, pek çok defa okudum.

    1984 yılında kendimi anlattığım Simitçi Çocuk isimli ilk hikayemi yazdım. Daha sonraki 4 yıl sadece şiir yazdım. Aslında hikaye yazmak istiyordum ama pek çok defa denememe karşın, bu mümkün olmadı. Önünde kağıt, elinde kalem 1 saat, 2 saat öylece beklemek ve hiç bir şey yazamamak korkunç zordur. 1988 yılında gerçek anlamda hikayeler ve masallar yazmaya başladım. O yıl ağustos ayında Korkak Tavşan' ı yazdım. Sonra Ot Yiyen Kaplan, Zavallı Çoban, Keloğlan İle Nasreddin Hoca.
    1994-95-96 yıllarında İstanbul'a gittim. Yayınevleriyle konuştum. Hikayelerimi okudular. Çok beğenenler çıktı. Yayınevleri hikayeleri kaderine terk etti. İstanbul Cağaloğlu'ndaki bir yayınevi sahibi, hikayelerimi okuyup, çok beğendi ve bunları sen mi yazdın, diye sordu.

    Evet, ben yazdım, deyince, senin adın ne, diye sordu. Ben de, benim adım Serdar Yıldırım, dedim.
    Yayınevi sahibi, Türk'sün değil mi? deyince, ben de, evet Türk'üm, dedim.
    Adın George veya Mark olsaydı, İngiliz veya Fransız olsaydın, ben bu hikayeleri basardım. Adın Serdar Yıldırım ve ne yazık ki Türk'sün. Ben bu hikayeleri basmam, arkadaş, dedi ve hikayelerimi bana geri verdi.
    1997 yılında Ayla ile evlendim. İki yıl sonra oğlum Serkan dünyaya geldi. 14 Haziran 2006 tarihinde İnternette hikaye, masal ve şiirlerim okunmaya başladı.

  8. #5
    Erdal Celebi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    14-07-2014
    Nereden
    Hollanda
    Yaş
    36
    Mesajlar
    14,492
    Tecrübe Puanı
    10
    Uye'yi Etiketle

    Standart

    Alıntı Serdar Yıldırım Nickli Üyeden Alıntı Sevgili Misafir. Üye olmadan linkleri göremezsin Üye olmak için tıklayınız
    Selamlar. Mesaj yazan arkadaşlara teşekkür ederim. Hikayemi beğenmeniz beni çok sevindirdi. Senaristlik biraz vardır belki.

    SERDAR YILDIRIM'IN HAYAT HİKAYESİ
    1959 yılında İnegöl' de doğdum. İlk, orta ve lise 2’yi İnegöl' de okudum. Lise 1 e giderken okulda düzenlenen şiir yarışmasında ilk 10 a giremedim, ama edebiyat dünyasına giriş yapmış oldum. Şiir yazmaya devam ettim. Yazarların şiirlerini inceledim. Kelime dağarcığım gelişsin diye sözlük ve imla kılavuzu kitaplarını okudum. 1975 yılında Bursa’ya taşındık. Lise 3 ü Bursa Atatürk Lisesi’nde okudum.
    Liseden sonra, İstanbul Mühendislik Mimarlık Fakültesi’ni kazandım. 1978 yılı çok olaylar oluyordu. Evden gidersen, para göndermeyiz, dediler. 1980 yılı eylül ayında ben askerdeydim.
    Askerden geldikten sonra Bursa'ya bağlı Demirtaş Kasabası yolunda Yeyma Çiftliği vardı. Ben orada tek tekerlekli el arabasıyla kütük taşırdım. Daha sonra bir yılı aşkın bir süre iş aradım ve 1982 yılı mart ayında kırtasiye dükkanı açtım.

    Aradan bir yıl geçmişti. Bir gün dükkanıma mal almak için, Dünya Dağıtım'a gitmiştim. Dünya Dağıtım'ın üst katı çeşitli kırtasiye malzemeleriyle doluydu. Buradan kutuyla silgiler, kalemler, boyalar aldım. Daha sonra alt kattaki kitap bölümüne indim. Sağa bakındım, sola bakındım, her yer kitap doluydu. Yeni taşındığım dükkanda hangi kitapların satışı daha uygun olur diye düşünüyor ve bir türlü karar veremiyordum. Dünya Dağıtım'ın dört ortağı vardı. Bu ortaklardan birisi, üstü kitaplarla dolu bir masanın yanındaki sandalyede oturuyordu. Ben yanından geçerken: Serdar, biraz gelir misin? dedi. Ben yanına gidince ayağa kalktı ve masanın üstünden bir takım kitaplar seçmeye başladı. Daha sonra bana verdiği dört kitap şunlardı:

    Linç ( Roman ) Kerim Korcan
    Başlayan Kavga ( Roman ) Hasan Kıyafet
    Radar ( Hikaye ) Hasan Kıyafet
    Köydeki Keklikler ( Hikaye ) Nusret Ertürk
    O adam, şu unutulmaz sözleri de söyledi:
    " Bak Serdar, bu kitapları sana parasız veriyorum. Bunlarda yazılanları iyice oku, öğren. Hem sana hem de başkalarına çok faydası olacaktır. "
    Ben Linç romanını yıllar içinde dokuz kere okudum. Diğerlerini dörder kere okudum.
    Çocukluğumda bizim evin oldukça büyük bahçesinde tek katlı bir evimiz daha vardı. Bu evin bir odası ve yanında odunluk vardı. O odadaki dolabın içinde tahtadan bir sandık vardı. Bu sandıkta çocuklar için, eskiden kalmış hikaye ve masal kitapları bulunuyordu. Bazılarının isimlerini hatırlıyorum. Para Buldum Yaşasın, Sinema Dağıldı, Akkavak Kızı. Ayrıca Pedagoji kitabı vardı. Ben o pedagoji kitabını sekiz yaşımdan on altı yaşıma, biz Bursa'ya taşınana kadar, pek çok defa okudum.

    1984 yılında kendimi anlattığım Simitçi Çocuk isimli ilk hikayemi yazdım. Daha sonraki 4 yıl sadece şiir yazdım. Aslında hikaye yazmak istiyordum ama pek çok defa denememe karşın, bu mümkün olmadı. Önünde kağıt, elinde kalem 1 saat, 2 saat öylece beklemek ve hiç bir şey yazamamak korkunç zordur. 1988 yılında gerçek anlamda hikayeler ve masallar yazmaya başladım. O yıl ağustos ayında Korkak Tavşan' ı yazdım. Sonra Ot Yiyen Kaplan, Zavallı Çoban, Keloğlan İle Nasreddin Hoca.
    1994-95-96 yıllarında İstanbul'a gittim. Yayınevleriyle konuştum. Hikayelerimi okudular. Çok beğenenler çıktı. Yayınevleri hikayeleri kaderine terk etti. İstanbul Cağaloğlu'ndaki bir yayınevi sahibi, hikayelerimi okuyup, çok beğendi ve bunları sen mi yazdın, diye sordu.

    Evet, ben yazdım, deyince, senin adın ne, diye sordu. Ben de, benim adım Serdar Yıldırım, dedim.
    Yayınevi sahibi, Türk'sün değil mi? deyince, ben de, evet Türk'üm, dedim.
    Adın George veya Mark olsaydı, İngiliz veya Fransız olsaydın, ben bu hikayeleri basardım. Adın Serdar Yıldırım ve ne yazık ki Türk'sün. Ben bu hikayeleri basmam, arkadaş, dedi ve hikayelerimi bana geri verdi.
    1997 yılında Ayla ile evlendim. İki yıl sonra oğlum Serkan dünyaya geldi. 14 Haziran 2006 tarihinde İnternette hikaye, masal ve şiirlerim okunmaya başladı.

    sonuna kadar okdum. Dolu dolu muhtesem bir hayat hikayesi.


    ERDAL CELEBI KIMDIR ? SENDE BENI TANIMAYA BASLA
    Cahille girme munakasaya..Ya sinirini ziplatir tavana..! Ya da yazık olur Adabina...
    Danışmanlık Hizmeti ve Diğer YouTube Konuları İçin BURADAN İletişim Sağlayın

  9. Teşekkür Serdar Yıldırım Muhteşem
  10. #6
    Standart Üye
    Üyelik tarihi
    26-10-2021
    Nereden
    Bursa
    Yaş
    63
    Mesajlar
    28
    Tecrübe Puanı
    3
    Uye'yi Etiketle

    Standart

    Alıntı Erdal Celebi Nickli Üyeden Alıntı Sevgili Misafir. Üye olmadan linkleri göremezsin Üye olmak için tıklayınız
    sonuna kadar okdum. Dolu dolu muhtesem bir hayat hikayesi.
    Mesajınıza teşekkürler. Devamı vardı.
    Çeşitli yayınevleri haberim olmadan masal - hikaye kitaplarına, yardımcı ders kitaplarına alıyorlar. Kırtasiyelerden şu son 4 yılda 124 tane kitapta eserlerimi buldum ve satın aldım. Bazısında bir tane bazısında iki tane almışlar. Birinde yedi tane var. Telif hakları diyorlar. Geçen yıl bir yayınevine telefon etmiştim. Hikaye kitaplarınıza benim pek çok hikayemi almışsınız dedim. Kitapların ve hikayelerin adını söyledim. Araştırın dedim. Google'ye Serdar Yıldırım Hikayeleri yazın dedim. Yayınladığınız hikayelerin adını yazın dedim. Tamam, dedi yayınevi sahibi, yarım saat sonra ben seni ararım. Yarım saat sonra aradı. Dedikleriniz doğru dedi. Benim dedim 10 bin lira borcum var, Bana bu parayı verirseniz ben size hiç yayınlanmamış hikayelerden gönderirim. Yayınevi sahibi, Serdar ben senin yazdığın hikayelerden gelen parayla Ankara'da 5 katlı apartman yaptırdım. Yeni hikayelerini internetten bulup kullanırım. Sana para yok, dedi. Çok üzüldüm.

    Hurdacının Aşkı Radyo 7 ' de yayınlanmıştı.
    Sevgili Misafir. Üye olmadan linkleri göremezsin Üye olmak için tıklayınız
    Konu Serdar Yıldırım tarafından (14-11-2021 Saat 16:36 ) değiştirilmiştir.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Kanatlı Karınca Hikayesi
    Konu Sahibi Serdar Yıldırım Forum Geyik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04-11-2021, 19:06
  2. 2 dakikada nasıl ban yedim hikayesi
    Konu Sahibi CeyhunBeysir Forum Youtube Hedefleriniz
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 24-09-2017, 18:27
  3. bana fm 2017 hediye edecek bir babayiğit var mı ?
    Konu Sahibi 232323 Forum Off Topic
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 04-12-2016, 18:45
  4. Youtube hikayesi
    Konu Sahibi Emresimsek34 Forum Ozgun Hikayeniz
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 27-06-2016, 04:18
  5. Bizimkisi bir aşk hikayesi
    Konu Sahibi Zartalılar Forum Ozgun Hikayeniz
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 03-12-2015, 17:07

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yukarı Çık
Yandex.Metrica
DMCA.com Protection Status
Google resmimi nasıl kaldırırım sorusunu her gün milyonlarca kez google üzerinden sorguluyoruz. Aslında bunu yapmak için özel olarak kurulmuş ve faaliyet gösteren kurumlar var ve çok ucuz google fotoğraf kaldırma işlemlerini hızlı ve ekonomik bir şekilde yapıyorlar. Eğer sizinde resminiz google arama sonuçlarında görünüyor ve google fotoğraf kaldırma konusunda profesyonel bir destek arıyorsanız bu içeriği iyi okuyun. Öncelikle google resminizi kesinlikle kendi sunucuları üzerinde barındırmaz, resminizi yayınlayan bir site üzerinden google arama sonuçlarına dahil etmiştir ve bunun kaldırılabilmesi için öncelikle kaynak alınan site üzerinde ki resminizin kaldırılması gerekmektedir. Ardından yetkili google panelleri üzerinde yapılacak düzenlemeler sonrasında google resim kaldırma işlemleri imajkoruma tarafından profesyonel bir şekilde garantili bir şekilde yapılmaktadır. Hızlı ve en ucuz bir şekilde google resim kaldırma ile ilgili ihtiyacınız olan desteği veriyoruz.